Bulgaristan’da hızla yükselen tip 2 diyabetli hasta sayısı ve daralan tedavi imkanları, ülkenin sağlık sistemi açısından ciddi bir alarm durumu yaratıyor. Nüfusun önemli bir kısmını etkileyen bu kronik hastalığın sayısal olarak %13 oranında artması, hem halk sağlığındaki mevcut riskler hem de önümüzdeki yıllarda oluşabilecek sağlık harcamaları açısından kritik bir gösterge. Sağlık sigorta fonunun test şeridi desteğini kısmaya gitmesi, kronik hastalık yönetiminin en temel aracı olan glikoz takibinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor ve hasta sağlığının idamesini daha maliyetli ve düzensiz hale getiriyor. Özellikle düşük gelirli ve emekli bireyler açısından, modern tedavi ve izlem yöntemlerinin finansal yükü, sosyal eşitsizliği derinleştiriyor ve kronik hastaların yaşam kalitesinde aşılması güç bir bariyer oluşturuyor. Aylık 100-400 euroya ulaşan ek maliyetler Bulgaristan’ın asgari gelir grupları için katlanılamaz durumda—bu noktada toplumun en kırılgan kesimleri tedavi dışına itiliyor.

Devlet sigortasının birçok tanı ve tedavi yöntemini kapsam dışı tutması, sağlık sisteminin modernizasyonundan uzak kaldığını ve sosyal koruma işlevini yerine getiremediğini gösteriyor. Üstelik bölgeler arası sensör cihazı erişimindeki eşitsizlik, hem coğrafi hem de sınıfsal ayrışmayı büyütüyor ve ülkede sağlık hizmetlerine erişimde bölgesel adaletsizlikleri daha görünür kılıyor. Tedavide protokol süreçlerinin karmaşıklığı, bürokrasinin fazlalığı ve desteklerin erken kesilmesi, kısa vadede mali tasarruf sağlasa da, artan komplikasyon oranları ve acil sağlık harcamaları nedeniyle uzun vadede sistemi daha fazla zorlayacak potansiyele sahip.

Bu gerçekler ışığında, Bulgar sağlık sisteminde diyabet tedavisi, yalnızca bir sağlık hizmeti sunumu sorunu olarak değil, aynı zamanda sosyal adalet ve ekonomik sürdürülebilirlik meselesi olarak ele alınmalı. Mevcut önlemler; şeridi sayısının artırılmasından çok daha fazlasını, sistemik ve bütüncül bir sağlık reformunu, sigorta kapsamının genişletilmesini ve hasta merkezli politikalarda ısrarı gerektiriyor. Aksi halde, artan hasta sayısıyla birlikte hem sağlık yükü hem toplumsal memnuniyetsizlik ivme kazanmaya devam edecek. Bu noktada hükümetin ve ilgili paydaşların birlikte hareket etmesi, kısa vadeli değil, uzun vadeli sağlık ve sosyal politika perspektifine yönelmesi zorunlu hale geliyor.