Belçika’da işsizlik reformunun yarattığı sosyal sonuçlar ülkedeki refah devleti anlayışının kırılganlığını gözler önüne seriyor. Uzun vadeli işsizlerin ödeneklerini kaybetmesiyle başta Berchem-Sainte-Agathe ilçesi olmak üzere, yerel düzeyde sosyal yardım kurumlarının üzerindeki baskı hissedilir biçimde arttı. Son aylarda yardım talebindeki yaklaşık yüzde 20’lik artış, salt rakamsal bir değişim değil, aynı zamanda orta ve alt sınıf için büyüyen bir güvencesizlik sinyali. AB fonlarında yaşanan belirgin bütçe kısıtları, sistemin talebe yanıt verme kapasitesini aşındırıyor; özellikle FEAD ve FSE+ üzerinden gelen yardımların azaltılması kamu kurumlarını yerel kaynaklara ve gönüllülük ağına bağımlı bırakıyor. Kısıtlı bütçelere rağmen, CPAS’in dağıtım hizmetlerini aksatmamak için gösterdiği çaba, sosyal devletin sahadaki son kalelerini oluşturuyor. Ancak artan işsizlik ve kemer sıkma politikalarının birleşimi, toplumda dışlanma ve kutuplaşma riskini de beraberinde getiriyor. Yaklaşık 25 bin kişinin yaşadığı bir ilçede dahi yüzlerce kişinin temel gıdaya ulaşmakta zorlanması, sistemsel bir yetersizliğe işaret ediyor. Bu tablo, Batı Avrupa’nın sembolü olan sosyal koruma ağlarının, özellikle bütçe kısıntıları ve neoliberal reformların etkisiyle, giderek daha fazla insanı dışarıda bırakmaya başladığına dair ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Karşı karşıya olunan temel soru şu: Devletin temel sosyal sorumlulukları, ekonomik veya siyasi gerekçelerle ne ölçüde geriye itilebilir ve toplum bu değişime ne kadar dayanabilir? Bugünkü gelişmeler, Belçika başta olmak üzere tüm Avrupa’da, sosyal sözleşmenin sürdürülebilirliği ve toplumsal barış için kritik eşiğe yaklaşıldığını gösteriyor.