Günümüzde gençlerin dijital ortamlarda geçirdiği süre, toplumsal dinamikleri derinden etkileyen ciddi bir soruna dönüştü. Dijital bağımlılığın bu denli artış göstermesinde, teknoloji üreticilerinin uygulamalara 'bağımlılık yaratıcı' tasarımlar eklemesi, sosyal medyada sürekli güncellenen içeriklerle FOMO (kaçırma korkusu) duygusunun tetiklenmesi ve ailelerin denetim mekanizmalarının zayıf kalması büyük pay sahibi. Dijital cihazların cazibesi çocukların ve gençlerin gerçek dünyadan uzaklaşmasına, odaklanma becerilerinin zayıflamasına ve toplumsal ilişkilerinin zarar görmesine neden oluyor. Eş zamanlı olarak, özellikle pandemi dönemiyle birlikte uzaktan eğitim ve sosyal etkileşimin dijitalleşmesi, ekran bağımlılığını adeta meşrulaştırdı ve günlük rutinin doğal bir parçası haline getirdi. Fiziksel şikayetlerin artması, uyku düzeninin bozulması, sosyal izolasyon gibi yan etkiler gençlerde uzun vadeli psikolojik sorunların zeminini hazırlıyor. Bu noktada ebeveynlerin ve eğitimcilerin sorumluluğu yalnızca süre kısıtlamak değil, gençlere dijital okuryazarlığı kazandırmak, dijital dünyada etik ve güvenli davranış biçimleri konusunda rehberlik yapmak olmalı. Devlet politikaları da bireysel önlemlerle sınırlı kalmayıp, gençlerin dijital ortamda karşılaşabileceği tehlikelerle başa çıkabilecek sistemsel yaklaşımları içermeli. Dijital bağımlılığa karşı mücadele yalnızca teknolojiye sınır koymak olarak görülmemeli; kültürel, pedagojik ve psikososyal açıdan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı. Eğer bu sorun görmezden gelinirse, yeni nesil, hem bireysel hem toplumsal ölçekte telafi edilmesi güç bir yabancılaşma ve yalnızlaşma girdabına sürüklenebilir.