Avrupa’da orman yangınlarındaki dramatik artış, kıtanın ekolojik dengesi, toplumsal güvenliği ve ekonomik istikrarı açısından kritik bir eşik anlamına geliyor. Akdeniz havzası başta olmak üzere Batı ve Orta Avrupa’daki yangınlar, artık yalnızca geleneksel sıcak yazlardan kaynaklanan periyodik felaketler olmaktan çıkıp, iklim krizinin belirleyici öğelerinden biri hâline geldi. 6 bin kilometrekareden fazla alanın küle dönmesi, yüz binlerce insanın tahliyesi ve milyarlarca euroluk hasar, yangınların artık geniş bir jeopolitik ve sosyoekonomik sorun olarak ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Küresel sıcaklık artış hızının bugünkü seyri devam ederse, yüzyıl sonunda yanan alan miktarının üç katına çıkacağı öngörülüyor. Bu sadece Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler için değil, Kuzey ve Orta Avrupa’da geleneksel olarak daha nemli ve serin bölgeler için de akut bir tehlike anlamına geliyor. Özellikle turbalık alanlarda çıkan yangınlar, klasik orman yangınlarından farklı olarak uzun süreli ve düşük süratle yanıyor, binlerce yıldır depolanmış karbonu atmosfere bırakıyor ve bu durum, sera gazı denklemini daha da karanlık bir tabloya itiyor.

Kamuoyunda en sık sorulan sorulardan biri, orman yangınlarının tamamen kontrol altına alınıp alınamayacağı. Araştırmalara göre, önleyici tedbirlere ayrılan her bir euro, yangın sonrası mücadele ve yeniden yapılanma masraflarında en az yedi kat tasarruf sağlayabiliyor. Eğitim, donanım ve organizasyona yapılacak yatırımlar sayesinde yanan alanların yüzde 90’a kadar azaltılabileceği bilimsel olarak belirtilmesine rağmen, sera gazı azaltımı konusunda küresel çapta kararlı aksiyonlar alınmadıkça yangın riski tamamen ortadan kaldırılmayacak. Başka bir deyişle, teknik ve insan kaynağı yatırımları elzem, ancak sadece felaketlerle mücadeleye odaklanmak, iklim politikalarını ikinci plana itmek anlamına gelir ki bu, yangınların kronikleşmesine zemin hazırlar.

Avrupa Birliği’nin önleyici tedbirler için sağladığı mali destek, siyasi irade ve koordinasyon açısından önemli bir adım olsa da, bu yaklaşımın tüm üye ülkelerde uniform biçimde uygulanması ve sahada gerçek sonuçlara dönüşmesi gerekiyor. Zira orman yangınları artık yalnızca çevre felaketi değil, aynı zamanda göç, kamu sağlığı, ekonomi ve toplumsal huzur başlıklarını da doğrudan etkileyen çok yönlü bir kriz niteliğinde. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilir arazi ve su yönetimi, sınır ötesi orman yangını mücadele protokolleri ve toplumsal dayanıklılık politikalarının hızla hayata geçirilmesi büyük önem taşıyacak. Avrupa toplumunun önünde, yalnızca alevleri değil, iklim krizinin tetiklediği tüm sistemsel riskleri bütüncül biçimde yönetmekten başka bir seçenek yok.