Almanya’nın azot birikimi için uyguladığı izin eşiğinin Hollanda’dan 4.200 kat yüksek olması, “Aynı kurallar neden burada uygulanmıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Hollanda’da koruma altındaki doğal alanlara ulaşan azot miktarına ilişkin sıkı kurallar, çok sayıda inşaat projesinin izin sürecini etkiliyor. Hollanda’da bir projenin korunan doğa alanlarında yol açacağı ilave azot birikimi 0,005 molü aştığında doğa koruma izni gerekiyor. Ancak doğal alanların hâlihazırda aşırı azot yükü altında bulunması, bu izinlerin alınmasını oldukça güçleştiriyor. Almanya’da ise alt eşik 21 mol, yani yaklaşık 300 gram olarak uygulanıyor ve bu eşiğin altında kalan projeler azot açısından izin engeline takılmıyor. Almanya’nın en yüksek idari yargı mercii de bu uygulamayı daha önce uygun buldu.
Utrecht Üniversitesi Çevre Hukuku Profesörü Chris Backes, Almanya’daki sınır değerin bilimsel ve hukuki açıdan tartışmalı yönleri bulunduğunu belirtiyor. Eşiğin temelinde, sınırın altında kalan azot birikiminin doğa üzerinde ölçülebilir bir etkisinin olmadığı düşüncesi yatıyor. Backes ise tek tek çok küçük görünen etkilerin bir araya geldiğinde önemli bir çevresel baskı oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Hollanda mahkemelerinin de bu birikimli etkiyi esas aldığını ifade eden Backes, bir projenin katkısının küçük olmasının benzer projelerin toplam etkisinin doğaya ciddi zarar vermeyeceği anlamına gelmediğini vurguluyor.
Avrupa Birliği Adalet Divanı başsavcısının daha önce Alman eşik değerine ilişkin şüphelerini dile getirdiği, ancak konunun bir davaya dönüşmediği aktarılıyor. Backes, Avrupa Komisyonunun teorik olarak Almanya’ya karşı ihlal süreci başlatabileceğini, ancak Almanya’nın korunan doğal alanların bozulmasına izin verdiği gerekçesiyle yakın dönemde zaten mahkûm edilmiş olması nedeniyle yeni bir sürecin kısa vadede olası görülmediğini belirtiyor. Almanya Federal Çevre Ajansı’ndan Markus Geupel ise ülkede doğanın tolere edebileceği azot miktarının geniş ölçekte aşıldığını söylüyor. Backes, Aşağı Saksonya, Schleswig-Holstein ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaletlerinde sorunun Hollanda’dakinden bile daha ağır olduğunu, bu bölgelerdeki yoğun hayvancılığın ve Hollanda’dan rüzgârla taşınan azot bileşiklerinin çevresel yükü artırdığını ifade ediyor.
Geupel, aşırı azot yükünün doğal yaşam alanlarını tehdit ettiğini ve biyolojik çeşitlilik kaybına yol açtığını vurguluyor. Almanya’nın emisyonları azaltmaya çalıştığını ancak hedeflerine henüz ulaşamadığını belirten Geupel, mevcut yaklaşımı yetersiz buluyor ve ilave azaltımların gerekli olduğunu söylüyor. Almanya’daki çiftçilerin Hollandalı çiftçilere kıyasla her alanda daha rahat koşullarda üretim yaptığı düşüncesinin de gerçeği tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor. Backes’e göre Alman çiftçiler, Hollanda’daki gübre kullanım kurallarının kendi ülkelerindekinden daha esnek olduğundan şikâyet ediyor. Almanya, yeraltı sularındaki aşırı gübre kaynaklı kirlilik nedeniyle daha önce Avrupa Birliği tarafından sert biçimde eleştirilmişti.
Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü RIVM ise iki ülkenin azot politikalarının bire bir karşılaştırılamayacağına dikkat çekerek farklı ölçüm yöntemleri ve hesaplama sistemleri kullanıldığını hatırlatıyor. Backes, Avrupa Birliği’nin ortak bir hukuki çerçeve belirlediğini, ancak ulusal yorumlar ve yargı kararlarının uygulamada önemli farklılıklar doğurabildiğini belirtiyor. Backes, Almanya’nın azot eşik değerine ilişkin yaklaşımının Avrupa hukukuyla çeliştiği görüşünde. Uzmanların değerlendirmelerine göre yalnızca izin eşiğinin yükseltilmesi, doğadaki aşırı azot yükünü ortadan kaldırmayacak.
