Avrupa Birliği içindeki derin yapısal ve siyasi ayrışmaların en net göstergelerinden biri, avroya geçiş sürecinde yaşanan duraksamadır. Çekya, Macaristan, Polonya, Romanya ve İsveç’in yıllardır ortak para birimine geçişte mesafe alamaması, sadece ekonomik göstergelerle değil, bu ülkelerin AB içindeki kimlikleri ve politikalarıyla da yakından ilgili. Maastricht kriterlerinin teknik gerekliliklerinden çok daha ötede sorunlar bulunuyor: Hükümetlerin mali disiplin eksiklikleri, yüksek kamu borcu, dalgalı ulusal para birimleri ve özellikle enflasyon kontrolündeki başarısızlıklar sürecin önünde büyük engel. Yalnızca ekonomik veriler değil; hukuk devleti ilkeleri, merkez bankalarının bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele ve kurumsal şeffaflık gibi siyasi koşullar da giderek daha merkezi hale geldi. Özellikle Macaristan’ın hukukun üstünlüğü ve kurumsal özerklik konusunda yaşadığı sıkıntılar, ülkeyi Avrupa projesinden her geçen gün biraz daha uzaklaştırıyor. Kimi ülkelerde avroya geçişin kamuoyunda da şüpheyle karşılanması, siyasi iradeyi zayıflatıyor.

Dışsal şoklar ve son dönemdeki ekonomik dalgalanmalar, AB’nin merkez, çevre ve kuzey ülkeleri arasındaki yapısal farklılıkları daha da büyüttü. Borcun GSYH’ya oranında yaşanan yükseliş ve kamu maliyesindeki bozulma, özellikle salgın sonrası dönemin kalıcı izlerinden biri olarak öne çıkıyor. Öte yandan, avronun istikrar mekanizmasının güçlü yönlerinden biri olarak görülen entegrasyon baskısı şu anda aday ülkeler üzerinde zayıflamış durumda. Avroya geçiş yolunda yavaşlama, Avrupa’nın ekonomik ve siyasi birleşme hedeflerinin önünde ciddi bir sınama anlamına geliyor. Bu ülkeler hızlı bir uyum sergilemedikçe, tek para biriminin siyasi birlik için kaldıraç olma rolünde önemli gedikler oluşuyor. Önümüzdeki dönemde, AB kurumlarının daha fazla teşvik veya yeni bir yaptırım mekanizması üretmesi beklenebilir, çünkü mevcut durumda söz konusu ülkelerin hukuki yükümlülüğü olsa da, yaptırım yokluğu süreçte kronik bir ertelemeye yol açıyor. Hangi ülkenin ne zaman geçiş yapacağı sorusu ise artık ekonomik verilerden ziyade, siyasi irade ve AB içindeki yeni güç dengelerine bağlı.