Ratko Mladiç’in devlet töreniyle defnedilmesi girişimi, yalnızca AB ile Sırbistan arasında diplomatik bir gerilim doğurmakla kalmıyor; Balkanlar’ın yakın tarihine dair derin travmaların, bugün hem toplumsal hem de siyasal yapılar üzerindeki gölgesini net biçimde ortaya koyuyor. Bosna Savaşı’ndaki soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçların faili olarak mahkûm edilmiş bir ismin resmen onurlandırılması, yalnızca kurban yakınlarında değil, geniş Avrupa toplumunda da büyük bir infiale yol açma potansiyeline sahip. Bu tür adımlar, uluslararası hukukun ve ortak Avrupa değerlerinin altını oymakla kalmayıp, halihazırda kırılgan olan bölgesel barış ve uzlaşma çabalarını da sabote eder nitelikte. Özellikle Srebrenitsa Katliamı’nın acıları henüz unutulmamışken, böyle bir devlet töreni, geçmişle yüzleşmeye dönük en küçük bir samimiyet olmadığının işareti olarak algılanabilir ve etnik kutuplaşmayı derinleştirebilir. Sırbistan’ın bazı kesimlerinde Mladiç’in hâlâ bir kahraman gibi görülmesi, toplumsal hafızada hesaplaşmanın ne kadar eksik kaldığını gösterirken, resmi makamların bu duyguları devlet politikası haline getirmesi AB perspektifini doğrudan tehlikeye sokuyor. Bu noktada AB ve Batı’nın Sırbistan’a yönelik baskısının artması olası; üyelik sürecinin ciddi şekilde yavaşlaması ya da donması gündeme gelebilir. Diğer taraftan, bu gelişme Bosna-Hersek’teki ve genel olarak Balkanlar’daki milliyetçilik ve nefret söylemini de körükleyebilir; karşılıklı provokasyonların artmasına, yeni siyasi krizlere ve toplumsal huzursuzluklara zemin hazırlayabilir. Nihayetinde, Mladiç’e yönelik bu tür girişimler geçmişle yüzleşmekten ziyade, eski travmaların yeniden tetiklenmesine ve Balkanlar’ın geleceği için barış umudunun bir kez daha gölgelenmesine neden olabilir. Tüm bu tablo, savaş suçlularının yüceltilmesinin hiçbir demokratik ve çok-etnili toplumda yeri olmadığını açıkça ortaya koyuyor.