Dünyanın iki dev buz kütlesi Grönland ve Antarktika, son 47 yılda 12 trilyon tonluk bir buz kaybı yaşadı ve bu büyük erime, yalnızca buzulların yüzeyde erimesiyle değil, ağırlıklı olarak buzulların hızlanarak okyanusa taşınmasıyla gerçekleşti. Küresel deniz seviyesinin şu ana dek yaklaşık 31,4 milimetre yükselmesi, ilk bakışta küçük bir artış gibi gelebilir; fakat bu oran, özellikle kıyı şehirleri ve ada ülkelerinin geleceğini tehdit eden uzun vadeli bir riskin göstergesi. Bu denli hızlı buz kaybı, önümüzdeki yüzyılda deniz seviyesi yükselişinin milyonlarca insanın yaşam alanlarını tehdit edeceği anlamına geliyor.
Buzulların hızla kaybında, iklim değişikliğinin dolaylı ve doğrudan etkileri bulunuyor. Grönland’daki Atlantikleşme süreci, okyanusa ulaşan daha sıcak suların buz örtülerini zayıflatmasıyla kritik bir risk oluşturuyor. Antarktika'da ise kuvvetli rüzgarlar ve sıcak okyanus akıntılarının devreye girmesi, buzulların tabanından hızla erimeye yol açıyor. Burada, erimenin neredeyse beşte dördünün buzulların okyanusa taşınmasından kaynaklanıyor olması çok önemli çünkü bu mekanizma, yüzeyde kademeli olarak eriyen buzdan çok daha hızlı bir süreç.
Bütün bu veriler, son 30 yılda buz kaybının belirgin bir şekilde hızlandığını gösteriyor. Yani iklim sistemi, sanılandan çok daha hızlı bir biçimde hassas eşiklere ulaşıyor olabilir. Bu zamana kadar yürütülen uydu tabanlı izlemeler sayesinde, buz kütlelerindeki değişimler artık daha net anlaşılıyor. Fakat verilerin gösterdiği tek yön şu: Kayıp süreci yavaşlamıyor, aksine ivme kazanıyor. Bu durum, iklim politikalarında acil değişiklik yapılmazsa ve sera gazı emisyonlarının radikal biçimde azaltılması için küresel uzlaşı sağlanmazsa, buzulların kritik dönüm noktalarına yaklaştığımızın bir göstergesi.
Toplumlar açısından bakıldığında, yükselen deniz seviyesi kıyı erozyonunu hızlandıracak, tuzlu su istilası sebebiyle tarım ve içme suyu kaynaklarında bozulmaya yol açacak ve yer değiştirmek zorunda kalan milyonlarca iklim göçmeninin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak. Aklımıza gelecek temel sorular; mevcut hızdaki kaybın devamı halinde hangi şehirlerin ve bölgelerin risk altında olacağı, buz kaybını durdurmaya ya da yavaşlatmaya yönelik hangi somut adımların atılabileceği ve deniz seviyesinin önümüzdeki 50-100 yılda daha ne kadar yükseleceği noktasında yoğunlaşıyor. Bilim insanlarının mevcut senaryosu, karbon salınımları azaltılmadığı sürece buz kaybının artmaya devam edeceği ve gezegenimizin jeopolitik, sosyal ve ekonomik dengelerinde şiddetli kırılmalara yol açabileceği yönünde. İklim krizinin buzullar üzerindeki bu dramatik etkisi, küresel ortak eylem gerektiren bir alarm olarak tekrar karşımıza çıkıyor.
