Avrupa Birliği, ardı ardına yaşanan krizlerle mücadelede dayanışmanın güçlendirilmesini temel bir öncelik haline getiriyor. İklim değişikliğiyle tetiklenen orman yangınları, seller, depremler ve karmaşık hibrit tehditler Avrupa'nın kendi içinde dayanıklılığını sınarken, AB'nin kolektif reflekslerinin ve kurumlarının kapasitesini zorluyor. Bu yıl sadece yangınlar nedeniyle 600 bin hektarı aşkın alanın zarar görmesi ve müdahale taleplerinin rekor seviyeye ulaşması, Birliğin birlikte hareket etme gerekliliğini gün yüzüne çıkarıyor. Ancak AB'nin kurumsal refleksleri kadar siyasi birlikteliği de test ediliyor: Komisyon'un önümüzdeki bütçe döneminde kriz yönetimi için önerdiği 11 milyar avroluk kaynak paketi, üye ülkeler arasında henüz kesinleşmedi. Brüksel'in vizyonuna karşın üye devletler arasında ulusal çıkarlar ve bütçeden pay alma kaygıları, dayanışmanın sınırlarını çiziyor. Ursula von der Leyen’in liderliğinde AB, siyasi iradeyi güçlendirme ve krizlere hızlı, etkili cevap verme kapasitesini artırma arayışında. Fakat uzun vadede, ortak eylemin sürdürülebilirliği için bütçede ve karar alma süreçlerinde uyumun sağlanması gerekiyor. Avrupalıların aklındaki asıl soru ise şu: Üye ülkeler, ortak tehditler karşısında kısa vadeli ulusal çıkarlarını bir kenara bırakıp 'Avrupa dayanışması'nı gerçekten içselleştirecekler mi, yoksa her krizde tartışmalı bir denge oyunuyla mı yüzleşilecek? Artan krizler ve belirsizlikler, AB içindeki dayanışma fikrinin gerçek testini oluşturuyor. Helikopterden bakıldığında; AB'nin ortak kriz yönetimi vizyonunu pratiğe dökmesi, sadece bütçesel ya da teknik mesele değil, ortak kimlik ve siyasi irade sınavı olarak tarihe geçmeye aday.