Avrupa’nın merkezinde yükselen bir hassasiyet olan çevrimiçi nefretle başa çıkma çabası, geleneksel devlet reflekslerinden dijital çağın diliyle yapılan müdahalelere kayıyor. Belçika’da hükümetin influencerları kampanyaya dahil etme kararı, hem sosyal ağlarda gençlerin algısına hitap etme hem de sistemik eşitsizlikle mücadele yöntemlerinde dikkat çeken bir dönüşümün göstergesi. Gençlerin klasik devlet kampanyalarını çoğu zaman ulaşılmaz ya da didaktik bulmaları, onların dijital şöhretleri — influencerları — birer köprü olarak görmesini sağlıyor. Dijital çağda otorite, güvenilirliği devlet figüründen çok sosyal medyada takip edilen, idol olarak seçilen figürlere kaydı. Bu yüzden Belçika’nın adımı, sadece iletişim stratejisi açısından değil, gençlerin bilgi alma ve bilinç kazanma süreçlerine radikal bir yaklaşım sunuyor.

Bir diğer boyut ise yasal düzenlemeler ve mağdura verilen güç. Telekom arabuluculuk hizmetinin yetkilerinin genişletilmesi ve yoğun zamanlarda çevrimiçi nefret mağdurlarına tacizcilerin kimliğini öğrenme hakkı tanınması, internet ortamında anonimlik perdesinin kısmen aralanmasını beraberinde getiriyor. Masumiyet karinesini sarsmayacak şekilde denge kurulması kritik fakat çevrimiçi saldırıların hukuki sonuç doğurmadan kalmasının engellenmesi, önümüzdeki yıllarda Avrupa genelinde daha fazla tartışılacak bir norm haline gelecektir.

Bütçe miktarının — 33 bin 396 euro — Avrupa standartlarında sembolik kalması, esas etkili olan unsurun projenin stratejik tercihlerinde yattığını gösteriyor. Sorunlara sadece maddi kaynak ayırmak değil, asıl olarak doğru aktörlerle, doğru mesajı, doğru mecrada vermek belirleyici. Genç nesillerin konuştuğu dili anlayacak kişilerle iletişim kurması sağlanıyor. Bu yöntem, gençlerin duyarlılığını hem artırma hem de dijital topluluklarda oto-kontrol mekanizması oluşturma potansiyeline sahip. Ancak kampanyanın kalıcılığı ve sosyal medya devlerinin aktif iş birliği önemli. Algoritmaların nefret söylemini yaymaya müsait olması, bireysel müdahalelerin yetersizliğini gündeme getirebilir. Sonuçta sosyal medya, sadece iletişim değil, iktidarın ve kültürel kodların yeniden üretildiği bir arena. Devletler, bu arenada partnerlik ilişkilerine, düzenleme ve eğitim çalışmalarına ağırlık vermek zorunda. Belçika'nın attığı bu adım, diğer Avrupa ülkeleri tarafından dikkatle izlenecek ve önümüzdeki yıllarda dijital kamusal hayatın kurallarında belirleyici rol oynayacak.