Belçika'nın 2027’de uygulamaya koymayı planladığı dijital yol vergisi etiketi, yalnızca trafik düzenlemesi ya da çevre koruma adımı olarak değil, Avrupa bütünleşmesinin hukuki çatışma ekseninde ve devlet egemenliği bağlamında da okunması gereken bir girişim. Özellikle 3,5 tonun altındaki tüm araçları kapsayan ve ülke yollarını kullanan tüm sürücülerden ücret alma amacı taşıyan bu düzenleme, AB içinde ulusal çıkarlarla ortak pazarın kuralları arasındaki hassas dengenin bir yansıması.

Bu sistemde öne çıkan en temel nokta, verginin CO2 emisyonuna bağlı değişkenliği ve çevreci araç sahiplerinin avantajlı konumlandırılması. Bu durum, AB'nin zaten öncelik verdiği Yeşil Mutabakat ve karbon nötr ulaşıma geçiş hedefleriyle uyumlu gözükse de, uygulamanın pratiğe dökülme aşamasındaki yasal engeller tartışmanın odağına oturuyor. Kağıt üzerinde çevreci hedeflerle örtüşse de, uygulamada AB ülke vatandaşlarının eşitliği ilkesiyle ters düşebilecek ayrımcılık riskleri barındırıyor.

Belçika'da bölgesel hükümetlerin ortak hareket etmesi, federal yapının pratikte zaman zaman karşılaştığı koordinasyon problemlerini aşmak açısından pozitif bir gelişme. Fakat üç bölgeli federal sistemin, AB'nin homojen hukuk düzeniyle çelişebilecek şekilde kendi çıkarlarını önceliklendirmesi, ileride iç hukuk-AB hukuku çatışmalarında örnek bir dosya haline gelebilir.

Yabancı plakalı araçlardan da eşit ve adil bir şekilde vergi alınması Avrupa’nın serbest dolaşım prensibine, özellikle de malların ve insanların serbestçe hareket edebildiği bir alanda 'gizli sınırlar' yaratılması gibi hassas bir boyut taşıyor. AB Adalet Divanı'nın önceki kararlarında, benzer uygulamalarda ayrımcılığa karşı net tutum alması, bu projenin geleceği açısından belirleyici olabilir. Dolayısıyla Belçika, düzenlemede yabancılara karşı adaletsiz bir uygulama olmadığını net biçimde göstermek zorunda.

Küresel olarak da bakıldığında, devletlerin ülke içi kaynaklarını koruma ve kendi vatandaşlarının yükünü hafifletme motivasyonu, küresel hareketlilikle çeliştiğinde hem ekonomik hem de siyasi kırılma riski artıyor. Belçika örneği, AB’nin kendi içinde ne kadar ‘sınır’ aşılsa da, milli çıkar odaklı adımların hala bölgesel ve ortak hukuk sistemine meydan okuyabileceğini gösteriyor.

Önümüzdeki süreçte otomobil üreticileri, toplu taşım sektörü, çevre örgütleri ve sınır ötesinde iş yapanların tümü, düzenlemenin nasıl şekilleneceğini dikkatle izleyecek. AB düzeyindeki karar sürecinde, tek bir üye ülkenin kamu finansmanını güçlendirmek için kolektif kuralları ne kadar esnetebileceği yeniden tartışmaya açılacak. Sonuçta Belçika'nın yol vergisi etiketi, ‘Çevre mi, adalet mi, egemenlik mi?’ sorusuna Avrupa'nın ortak yanıt arayışının yeni bir örneği olabilir.