Son yıllarda Avrupa'nın birçok ülkesi vatandaşlık kazanmanın yolunu daha zor hale getirerek, göç politikalarında köklü bir değişikliğe imza atıyor. AB ülkeleri arasında geçmişte görece daha açık ve hızlı olan vatandaşlığa geçiş yolları sistematik biçimde kapatılmaya başlandı. Bunun başlıca nedenlerinden biri, bölge genelinde artan göç karşıtı politikaların toplumsal ve siyasi alanda güç kazanması. Nitelikli göçmenlere tanınan kısa sürede entegrasyon yolu ve yatırım karşılığı vatandaşlık gibi programlar, AB hukukunun genele yayılan sıkılaşma eğilimiyle sona ermeye başladı. Portekiz’in ikamet süresini iki katına çıkarması, Almanya’nın entegrasyonla hızlandırılmış vatandaşlık yolunu iptal etmesi ve Malta'nın 'satın alınabilir vatandaşlık' modelinin kapanması, AB genelinde ortak bir refleksi işaret ediyor. Tüm bu düzenlemeler, Avrupa'nın artık 'dışarıdan' gelen yeni vatandaşlara daha temkinli yaklaştığını, göç ve toplumsal uyumda daha korumacı bir çizgi izlediğini gösteriyor. Bu, AB içindeki hareketliliği ve yeni iş gücü talebini olumsuz etkileyebileceği gibi, dış politikada da özellikle yatırımcı ve beyin göçü alan ülke itibarını zedeleyebilir. Ayrıca göçmen kökenli bireylerin toplumla entegrasyon süreçleri daha zor ve uzun bir maratona dönüşüyor. Sonuç olarak, hızlı vatandaşlık dönemi neredeyse kapanmışken; Avrupa, toplumsal kimliğini koruma kaygısıyla daha katı bir tercih yapıyor. Fakat bu tercihin sonuçları, demografik gelişimden ekonomik inovasyona ve AB'nin küresel çekiciliğine kadar birçok alanda geri tepebilir.