Brüksel’de işsizlik ödeneği alanların sayısındaki yüzde 40’lık azalma yüzeyde etkileyici bir başarı gibi görünse de, tabloda çok daha karanlık bir gerçeklik gizli. Çarpıcı düşüş, işsizlik ödeneği alabilme süresinin kısıtlanmasıyla teknik bir manevranın sonucu. İş piyasasında kalıcı bir toparlanma veya yeni istihdam artışı olduğuna dair güvenilir bir veri yok. Aksine, kayıtlı işsiz sayısı artmış, işsizlik oranı da yükselmiş durumda. Hükümet politikalarının yarattığı yapay başarı öykülerinin dezavantajı, sosyal yardımlara başvuranların dramatik artışında da kendisini gösteriyor. Kamu sosyal yardım merkezlerine başvuranların yüzde 70’in üzerinde artması, ekonomik ve toplumsal kırılganlığın derinleştiğine işaret ediyor. Sosyal koruma sisteminin ikinci basamağına geçen bu kişiler için ayrılan bütçe yıllar içinde daha büyük bir yük halini alacaktır. Özellikle genç nüfusun işsizlikteki hızlı yükselişi Brüksel’in kronikleşen işsizlik sorununu gölgeliyor; gençler işgücü piyasasına dahil olamıyor, uzun vadede bu kitlenin topluma uyum sağlaması daha da zorlaşacak. Politikaların görünürde kısa vadeli gider azaltma amacı, işsizlik sorununu kronikleşen bir sosyal yardıma bağımlılıkla değiştiriyor. Erkek ve kadınlar arasında işsizlik oranının neredeyse eşit olması, istihdam piyasasında toplu bir tıkanıklığa ve fırsat eşitsizliğine işaret ediyor. Temel mesele, ekonomik büyümenin ve efektif istihdam politikalarının yerine, statü değişikliğiyle istihdam verilerinin kozmetik olarak düzeltilmesinde yatıyor. Kısa vadede işsizlik ödeneğine başvuranlarda azalma kaydedilse de, uzun vadede Brüksel’de toplumsal kırılmanın ve ekonomik güvencesizliğin derinleşeceği bir dönemin kapıları aralanıyor.
Brüksel’de İşsizlik Ödeneğinde Sert Düşüş: Gizli Krizin Yeni Yüzü
Suat Bezeng ·
