Avrupa Birliği’nin karşı karşıya kaldığı iklim kaynaklı ekonomik ve sosyal riskler sistemik ve hızla ağırlaşan nitelikte. Mevcut hesapsız finansman ihtiyacı, yalnızca yerel veya mevcut AB bütçeleriyle karşılanamayacak boyutlara ulaşmış durumda. Son yıllarda yaşanan aşırı hava olayları ve bunların ekonomik zincir etkileri (tarım, sağlık, enerji ve gıda güvenliği) Avrupa’nın bugüne kadar alışkın olduğu refah ve dayanıklılık algısını zorluyor. Bu noktada, birliğin geleneksel finansman pratiklerini aşması gerekiyor. Ortak borçlanma fikri, pandemi sırasında kullanılan ve üye ülkeler arasında zaman zaman gerilime yol açan bir araç olsa da, iklim dayanıklılığı için siyasi olarak yeniden masada. Ancak bu öneri Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomilerin iç siyasi dengeleri üzerinde de baskı kuracak.

Yeşil tahvil kullanımının genişletilmesi, Avrupa finans piyasası için hem sürdürülebilir kalkınma çıpası, hem de kamu-özel sektör ortaklıklarının derinleştirilmesi anlamına geliyor. Büyük enerji şirketlerine yönelik özel vergilendirme ise, toplumsal adalet beklentisi yükselirken hem kamuoyu baskısı, hem şirketlerin AB’deki yatırımlarında temkinliliği artırabilir. Orman yangını, kuraklık gibi felaketlere karşı dayanıklılık fonu oluşturulması, yalnızca sıcaklığın arttığı yıllarda değil, sigorta sistemleri ve kamu bütçelerinin sınırlarının görüldüğü her alanda tartışılacak.

2050’ye kadar yıllık 70 milyar avro gibi devasa yatırım ihtiyacının altı çizildiğinde, AB’nin ister istemez yeni bir entegrasyon ivmesine veya ortak ‘iklim maliyesi’ anlayışına mecbur olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle Doğu Avrupa ve Akdeniz ülkelerinden yükselen, ‘faturayı adil paylaşalım’ sesleri ortak çözümleri geciktirebilir. Enerji arz güvenliği ile iklim dayanıklılığı arasındaki dengenin önemi, nükleer ve fosil enerjiyle ilgili uzun vadeli planlarda kritik rol oynayacak.

AB, bu konuda hızlı ve cesur adımlar atamazsa, üyeler arasında gelir adaletsizliği, kırılganlık ve toplumsal huzursuzluk riski de yükseliyor. Üstelik iklim göçü gibi domino etkisi yaratacak gelişmeler, yalnızca Avrupa içi değil, çevresindeki bölgelerden de yeni yükler bindirebilir. Bu nedenle, açıklanacak önlem paketi, yalnızca teknik değil, Avrupa’nın siyasi ekonomisi ve toplumsal sözleşmesi açısından da belirleyici olacak. Kısacası, AB iklim kriziyle baş edebilmek için finansal dayanışma modeli ve siyasi kararlılığını test eden yeni bir dönemden geçiyor.