ABD'nin Ortadoğu politikasında radikal bir tavır değişikliği, Donald Trump yönetiminin İsrail’e sivil hedefleri de kapsayan mühimmat satışını hızlandırmasıyla yeniden gündemde. Böylesi büyük ölçekli bir silah transferinin, İsrail’in askeri operasyonlarında sivil kayıplara neden olan mühimmatlarla ilişkilendirilmesi; ABD’nin uluslararası hukuk, ahlaki sorumluluk ve kendi iç siyasetinde zor sorularla karşı karşıya kalmasına yol açıyor. Amerika’nın uzun süredir İsrail’e verdiği koşulsuz askeri destek, mevcut koşullarda yeni bir meşruiyet krizine neden olabilir. Özellikle silahların sivil hedeflerde kullanıldığı iddiaları, ABD’nin bu tür transferlerdeki rolünün ne kadar sorumluluk taşıdığını ve uluslararası toplumun buna vereceği tepkileri yakından ilgilendiriyor.
ABD Kongresi’ndeki Demokrat kanat için beklenen bu satış, siyasal sınavdan fazlası; iç dengelerde ciddi ayrışmalar, hatta Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında yeni bir çatışma zemini yaratabilecektir. Trump’ın yaklaşımında askeri endüstriyel kompleksin ekonomik çıkarları ile ABD dış politikasındaki geleneksel İsrail yanlısı duruşun sentezlendiği görülüyor. Ancak bu satış, ABD’nin bölgede barış, istikrar ve uluslararası hukuk iddiası ile çelişeceğinden; Amerikan toplumunda da insan hakları duyarlılığı yüksek kesimler, üniversiteler ve bazı medya kuruluşları tarafından ciddi biçimde eleştirilecektir.
Uluslararası alanda ise silah transferinin yol açtığı insani bedellerin daha çok tartışılması bekleniyor. Özellikle Avrupa’da kamuoylarında ABD ve İsrail’e bakışta ciddi bir negative trend gözlemleniyor. BM ve insan hakları kuruluşlarının, sivilleri hedef alan mühimmatların kullanımı konusunda giderek daha sert raporlar yayınlaması; ABD üzerindeki diplomatik baskıyı artırabilir. Silah satışının zamanlaması ise İsrail-Filistin çatışmasının bölgesel ateşlenmesi ihtimalini de güçlendiriyor. Biden yönetiminin bu tür bir kararı destekleyip desteklemeyeceği, seçime doğru ilerlerken Amerikan politikasında İsrail’e verilen desteğin yeni bir tartışma başlığı olup olmayacağı sorularını gündeme getiriyor.
Bu gelişmeler ışığında asıl soru, ABD’nin küresel anlamda ‘düzen kurucu’ ve ‘hakem’ rolünü yeniden tanımlama ihtiyacında olup olmadığıdır. Trump’ın İsrail’e açtığı mühimmat kanalı, küresel güç dengeleri ve uluslararası normlar açısından derin yankı uyandıracaktır.
