Belçika’daki inşaat sektörü, pandemi ve enerji krizinden sonra toparlanma sinyalleri verse de, bu canlanmaya temkinli yaklaşmak gerek. Önümüzdeki birkaç yıl için görünümler olumlu: Sipariş defterlerinde bir miktar doluluk sağlandı, konut üretimi ve devlet yatırımlarında göreceli istikrar görülüyor. Ancak, hem yerel hem küresel faktörler Belçika inşaat piyasasının dayanıksız bir temelde yükselmesine sebep oluyor. Küresel emtia fiyatlarındaki artış, Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle ham madde ve enerji fiyatlarının dalgalanması, finansal koşulların sıkılaşması, faizlerin yüksek kalması sadece inşaat sektörünü değil, konut pazarını da tehdit ediyor. Hanehalkı gelirlerindeki daralma, ilk alıcılar için erişilebilirliğin azalması ve işsizliğin artması inşaatın temel talep dinamiklerini ciddi biçimde zedeliyor. Geleneksel olarak seçim yılları arasında yaşanan siyasi belirsizlik ve kamu yatırımlarının azalması da sektör oyuncularının uzun vadeli plan yapmasını engelliyor. Sosyal konut ve uygun fiyatlı projeler gibi alanlardaki teşviklerin artırılmaması, düşük KDV uygulamalarının yaygınlaştırılmaması durumunda hem yatırım kanallarının hem de barınma imkanlarının daralması kaçınılmaz. Sektörün önümüzdeki dönemi şekillendirecek kilit noktası izin süreçlerinin hızlandırılıp hızlandırılamayacağı. Ancak mevcut şartlar devam ederse ve 2050’ye kadar ihtiyaç duyulan 900 bin ek konut hedefinden uzak kalınırsa, Belçika toplumunun sosyal dokusunda derinleşen bir konut krizinin işareti şimdiden verilmiş oluyor. Özetle; iyileşme sürdürülebilir değil, 2027’de yeni bir daralma riski yüksek. Önlem alınmazsa, sosyal eşitsizlik ve piyasada tıkanıklık yaşanması kaçınılmaz.