Avrupa’da aşırı sağın son yıllarda yükselttiği toplumsal kutuplaşma siyasetinin son örneği olarak Belçika’daki gelişmeler öne çıkıyor. Bir futbol maçının yenilgisi, siyasi arenada Müslümanlara yönelik nefretin fitilini ateşleyecek şekilde manipüle ediliyor. Filip Dewinter gibi siyasetçilerin bu tür söylemleri, sporu ve yenilgiyi kasıtlı bir kültürel çatışmanın sembolü haline getirmesiyle dikkat çekiyor. Toplumun duyarlılıklarını provoke ederek seçmen üzerinde kültürel bir tehdit algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu yöntem, klasik anlamda 'günah keçisi' yaratma stratejisinin günümüz versiyonu. Avrupa’nın çokkültürlü yapılarını ve toplumsal huzurunu hedef alan bu tarz nefret politikaları, sadece belli azınlık gruplarını değil, genel toplumsal dayanışmayı ve demokratik değerleri de erozyona uğratıyor. Flaman bölgesinde yaşayanların zaten karmaşık olan kimlikler arası ilişkilerinin daha fazla baskı altına girmesine neden oluyor. Bu tür manipülasyonların uzun vadede göçmen kökenli topluluklarla yerleşik nüfuslar arasında kalıcı güvensizlik ve hoşgörüsüzlük tohumu ektiği tespit ediliyor. Avrupa Birliği’nin bu meseleler karşısında genellikle yetersiz bir refleks göstermesi, bölge kamuoyunda meşru sorular doğuruyor: AB, insan hakları ve çoğulculuğu savunmada neden bu kadar tereddütlü? Yoksa demokratik değerler yalnızca bir retorik mi? Aşırı sağın olayları fırsat bilerek toplumsal barışı hedef alması ve siyasi kazanç için korkuyu silahlandırması, bugün Avrupa demokrasilerinin karşı karşıya olduğu en ciddi sınamalardan biri olarak önümüzde duruyor. Toplumsal barışın ve çokkültürlü yaşamın savunulması, sadece bir azınlığın değil tüm toplumun meselesi olmak zorunda.
Aşırı Sağ Göçmen Karşıtlığında Yeni Dalga: Siyaset, Futbol ve Kutuplaşmanın Karanlık İttifakı
Suat Bezeng ·
