Almanya'da aşırı sağcı AfD'nin yükselişinin getirdiği riskler, ülkenin yalnızca siyasi hattında değil, ekonomik altyapısında da büyük bir kırılmaya yol açabilir. Ekonomik büyümenin temel motorlarından olan iş gücü, nitelikli göçmenlerle ciddi şekilde besleniyor. Göçmen karşıtı politikaların radikal boyutlara taşınması, Almanya'nın küresel rekabette geriye düşmesine, endüstriyel üretimin ve inovasyonun yavaşlamasına neden olacak. 15 yıl içinde açıklanan 7 milyonluk iş gücü açığı, demografik olarak zaten yaşlanan Almanya'nın kronikleşen en büyük problemi halini alabilir; bu kadar büyük bir açığın kapatılamaması, refah devleti sürdürülemez kılar, sosyal güvenlik sisteminin çöküşünü tetikler.

AfD'nin Avrupa Birliği ve Avro Bölgesi'nden çıkma politikası ise, Almanya'nın sadece ekonomik büyüklüğüyle değil aynı zamanda siyasi gücüyle dünyada sahip olduğu pozisyonu da yerle bir edecek bir adım. AB içindeki ticaret serbestisi ve Avro Bölgesi'nin sağladığı finansal istikrar, Alman ekonomisinin temel direklerinden biri. Bu kopuş senaryosu hem ihracata dayalı sanayide çöküşe, hem de finans piyasalarında güven krizine yol açar; 700 milyar avroya ulaşabilecek kayıp ve milyonlarca kişinin işsiz kalma riski, ülkeyi 2. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki en ağır durgunlukla baş başa bırakır.

Vergi ve emeklilik vaatlerinde finansman açığının büyümesi, bir yandan kamu maliyesindeki disiplini sarsarken öte yandan sosyal refah yapısında kemer sıkma tedbirlerinin kapıda olduğuna işaret ediyor. Yenilenebilir enerji karşıtı yaklaşımlar ise, Almanya'yı önümüzdeki onyıllarda enerji tedarikine bağımlı, daha kirli ve kırılgan bir ekonomik düzene doğru sürükler.

Aşırı sağın vaad ettiği politikaların gerçekleşmesi hâlinde ortaya çıkacak ekonomik tablo yalnız Almanya'yı değil, Avrupa'nın bütününün istikrarını ve refahını tehdit edecek boyutta. Almanya'nın dünya ekonomisinde kilit ülke olması, bu krizin domino etkisiyle küresel pazarlarda da daralma riskini beraberinde getirir. Son on yıllarda görülen göçmen karşıtlığı, popülizm ve kutuplaşmanın, ekonomik temelleri de aşındırdığı, rasyonel politikalardan sapmanın bedelinin ağır olacağı bir döneme girildi. Kamuoyunun ve iş dünyasının bu risklere karşı verilen tepkisi belirleyici olacak; eğer popülist rüzgâr dindirilmez ve merkezi politikalar milliyetçiliğe teslim edilirse, Avrupa'nın dinamosu durağanlığa gömülebilir.