Belçika’da kadın ölümlerinin başlıca nedeni kalp ve damar hastalıkları olmasına rağmen, toplumun büyük bölümü bunu fark etmiyor ve meme kanserini öncelikli tehlike olarak görüyor. Bu yanlış algı, geçmiş on yıllarda tıp dünyasının erkek vücudu üzerinden şekillenmiş olmasından kaynaklanıyor. Oysa kadınların kalp anatomisinin erkeklerinkinden farklı olması, onları bazı risk etmenlerine karşı daha fazla savunmasız bırakıyor ve hastalığın tespitini güçleştiriyor. Belirtilerin belirsiz oluşu, kadınların yaşadığı yoğun yorgunluk, nefes darlığı, bulantı gibi sorunların sosyal nedenlere bağlanarak hekim ve hastalar tarafından göz ardı edilmesi, hayat kurtarıcı erken teşhis fırsatlarını kaçırıyor. Bu noktada hormon dengesinin de kritik bir rolü var; östrojenin sağladığı koruma, menopoz sonrası hızla yok oluyor ve kalp-damar riski kadınlarda dramatik biçimde artıyor. Buna rağmen, hastalıkların yüzde 80 gibi çok büyük bir oranı önlenebilirken, farkındalık eksikliği ciddi bir tehdide dönüşüyor. Üstelik yaşla birlikte yapılan tarama ve tetkiklerin yetersizliği, ölümlerin artışına neden oluyor. Toplumun kalp hastalığını hâlâ “erkek hastalığı” olarak görmesi kadınların sağ kalım şansını düşürüyor. Kadınlara özel semptomların daha fazla bilinmesi, düzenli kontrollerin teşvik edilmesi ve toplumsal bilincin yeniden inşası şart. Sağlık sistemlerinde, araştırmalarda ve politikada toplumsal cinsiyetin dikkate alınmasının zorunluluğu bir kez daha öne çıkıyor. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmemesi ve kadınların kendilerini risk altında görmemesi, kadın sağlığında kırılganlığın ana aktörlerinden biri oluyor. Kampanyalar ve farkındalık çalışmalarıyla bu algının değiştirilmesi, önlenebilir ölümlerde ciddi bir düşüş sağlayabilir.