Belçika'da ırkçılık devlet politikası mı? Bu soru, günümüz Belçika toplumunun en temel ve acı gerçeği olarak karşımızda duruyor.  Belçika'nın aşırı sağcı partisinin etkisinde ve gölgesinde şekillenen iktidar ortamında, ülkede ırkçılık artık münferit olaylar zinciri olmaktan çıkmış, sistematik olarak yabancılara dayatılan bir uygulama görüntüsü kazanmıştır. Genel olarak ülkenin idari yapısına bakıldığında, özellikle Flaman kontrolündeki kamu kurumlarında çok ciddi ve göz ardı edilemez bir ırka dayalı yaklaşımın sergilendiği, her adımda derinden hissedilmektedir. Bu zihniyet, toplumun yabancı kesimlerini ötekileştiren kalıcı bir duvar örüyor ve toplumsal huzuru temelinden sarsıyor.


Geçtiğimiz aylarda, Belçika’nın Aalter kentinin Belediye Başkanı ve aynı zamanda eski Başbakan Yardımcısı olan Pieter De Crem, yönettiği belediyede yabancı kökenli sakinlerin kayıt ve ikamet işlemlerinde açıkça ayrımcılık yapıldığının tespit edilmesi üzerine görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Bugün dönüp bakıldığında, yalnızca bu skandalın ve tespit edilebilen bir belediye başkanının ön plana çıkıyor olması, aslında yaşananların sadece buz dağının görünen kısmı olduğunu gösteriyor. 


Bu durum, skandalın tekil bir hatadan öte, ülkenin genel idari yapısının ve zihniyetinin bir özeti olduğu gerçeğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yabancı kökenli bireylerin hak arama yolları tıkandıkça, adalete olan güven de hızla erimektedir.

Belçika'nın resmi kurumları, özellikle yabancı uyruklu bireylere karşı sistematik olarak zorluk çıkarıyor. Her türlü bürokratik gecikme, evrak oyalama taktikleri ve psikolojik baskı mekanizmalarıyla bilinçli bir "bıkkınlık vermek" politikası uygulanıyor. Amaç, yabancıların bu ülkede barınmasını, huzur bulmasını ve hak aramasını imkansız hale getirmektir. Günümüzde ırkçı yaklaşımlar hukuki yaptırımlar ve uluslararası sözleşmeler nedeniyle tamamen alenen sergilenemiyor. Ancak kapalı kapılar ardında ve masa altında Flaman olmanın çok büyük bir ayrıcalık, yabancı olmanın ise sürekli bir ceza ve dezavantaj olduğu her an hissettiriliyor.

Belediyeler yabancılara en temel anayasal haklarını bile eksiksiz vermekten kaçınıyor; kamu kurumları sırf yabancı kökenli diye insanların işini zorlaştırıyor, yokuşa sürüyor ve yürürlükteki her türlü kanun maddesi, adeta yabancıların aleyhine sonuç doğuracak şekilde eğilip bükülerek kullanılıyor. Bu durum, günlük yaşamın her alanında hissedilen adaletsiz bir çarkın döndüğünü gösteriyor.

Bugün gayet net ve açık bir şekilde ifade edebiliriz ki, Belçika'da ırkçılık artık gizli saklı yürütülen bir toplumsal sorun olmaktan çıkmış, doğrudan bir devlet politikası haline gelmiştir. Belçika devleti, çokkültürlülüğü tamamen yok sayarak, bu örtülü ırkçı politikaları görmezden gelerek ve hatta teşvik ederek ülkede derin bir kaosa ve telafisi imkansız karmaşalara neden olmayı göze almış durumdadır. 


Geçmişte aşırı sağcı zihniyetlere alan açanlar, siyasi hesaplarla hükümet kurduranlar, bugün ülkenin sürüklendiği bu karanlık tablonun da asıl mimarları olmuşlardır. Evet, bunu açıkça ve yorulmadan söylüyoruz: Belçika'da ırkçılık artık gizlenemez bir devlet politikasıdır.