Hollanda’da sağlık sektöründe artan hastalık izinleri, ülkenin sağlık sisteminin üzerinde gittikçe ağırlaşan bir yük oluşturuyor. Yıllık en az 5,8 milyar euroluk bir kayıp, sadece sağlık çalışanlarının devamsızlığına bağlanıyor. Personel açığı 70 bin düzeyine yükselmiş durumda ve bu açık kapatılamazsa, mevcut çalışanların üzerindeki yük her geçen yıl biraz daha artıyor. Sağlık çalışanlarının yüzde 27’sinin iş kaynaklı sağlık sorunlarına sahip olduğu görülüyor; bu oranın bu denli yüksek olması, koşulların hem fiziksel hem psikolojik açıdan sürdürülebilir olmaktan çıktığının en net göstergesi.
Bakım ve hasta refakat hizmetlerinde devamsızlık oranlarının yüzde 9’un üzerine çıkması, evde yaşlı ve engelli bakımı gibi hassas alanlarda hizmet akışını sekteye uğratıyor; bu durum doğrudan toplumun kırılgan gruplarının yaşam kalitesini düşürüyor. Kadın çalışanlarda devamsızlık oranının çok daha yüksek seyretmesi, sektörün demografik yapısı ve cinsiyete bağlı iş yükü farklılıkları üzerinde de ciddi düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle kadın çalışanların yüzde 56’sının yılda en az bir kez devamsızlık yaşaması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sağlık sektörüne yansımasına işaret ediyor.
Söz konusu sorunlar yalnızca yeni istihdamla çözülebilecek türden değil. Robotik destek sistemleri ve ergonomik ekipmanlar gibi teknolojik yatırımlarla fiziksel yükün hafifletilmesi, çalışan destek programları ve koçluk gibi psikolojik destek hamleleri gündeme geliyor. Sektör çalışanlarının tükenmişlik sendromu ve mesleki memnuniyetsizlik riski altında olması, sadece sağlık hizmetlerinin kalitesini değil, sistemin bütününü tehdit eder noktaya gelmiş durumda.
Gelecek dönemde, Hollanda sağlık sektörünün karşı karşıya olduğu bu devamsızlık, maliyet ve tükenmişlik krizi, Avrupa’nın birçok ülkesinde de yaşlanan nüfus ve benzer iş yükü sorunlarıyla birleşip derinleşebilir. Artan hastalık izinlerinin temel nedenlerine bilimsel, sosyal ve ekonomik açıdan bütüncül çözümler bulmak, yalnızca istihdam artırımıyla değil, iş koşullarının köklü biçimde yeniden tasarlanmasıyla mümkün olacak. Sağlık sektöründeki istikrarsızlık, toplum sağlığının sürekliliğine yönelik en kritik tehditlerden biri olarak karşımızda duruyor.
